İnsan bazen bir şiire bile aşık olabilir.. Ve aşk ilhamı doğuruyorsa bir şiir neden bunu yapamasın..
Hayal bana yakın, yar bana uzak
Sevdası başıma dolanır gitmez.
Aşkına düşeli yar bana uzak
Yüz bin öğüt versen, biri kar etmez.
Senin aşkın beni kıldı urusvay,
Düşmüşüm peşinde koşarım hay hay
Kabul et kapında beni de kul say
Dost yoluna ölür aşık ar etmez.
Ey beni bu derde giriftar eden,
Eski muhabbeti kaldırdın, neden?
Gönül ister kavuşmayı ölmeden,
Gül olmasa, bülbül ah u zar etmez.
Beni yakan yansın aşkın narına
Gönül düştü bir zalimin toruna
Bakmaz mısın bu VEYSEL’in zarına
Ah çeker ağlarım yar elim yetmez…
Aşık Veysel Şatıroğlu
( 1894 – 1973 )
Alper Gencer’in Ahmet Varol’un fotoğrafı üzerine yazdığı şiir:
”bebeğim bu partiye limuzinle gelmiştim”
bebeğim bu partiye limuzinle gelmiştim
papatyalar süründüm biraz da toz ve toprak
ümidimiz sapasağlam burada her gün bayram
durumumuz hakikate mesafesiz ve çıplak
bir arada yaşamaktan unuttuk yalnızlığı
seni çok özlüyorum bir de o özgürlüğü
bu fotoğrafı yalnız senin için çektirdik
boynumuzdan aşağısı iki dirhem bir çekirdek
özlemişsindir diye gözlerimi de koydum
arkamızdaki bina daha dün bombalandı
sağ elimi özgür Filistin’e kaldırdım
sol elimi senin için tutuyorum aşağıda
bebeğim, sol elimi sen tutup kaldır
sana kaybettiğin fiyakanı vereceğim
ben zaten muzafferim, sen de partiye katıl!
evet de, limuzinle evinden alacağım!
(Boğaziçi Üniversitesi, Kampüsten Dünyaya Dergisi, Filistin Özel Sayısı’nda yayımlandı.)
İzdiham
Alper Gencer, “beni de getir yanında!” diyor. Aslı’sında, Kerem’inde…
aslı’nı inkar etmek istiyorum kerem! yârin kaşları keman olsa, içimdeki yayları paramparça ederim hemen. içime çanlar çakana inat, zehirlerim zangoçlarımı. durur ve limanları yakılan bir kentin, gemisiz kalmasını kutsarım kıyılarımla. dönecek bir tek yolcusu bile yoktur uğurladığım günlerin. erken gelenleri kurşunlarım, suya sererim leşlerini. bekleyenler kazansın istiyorum bütün dünya harplerini! beklemek, bir mektuba başlayıp yarım bırakmak kadar asil bir niyettir. ki bir mektuba başlamak, her şeyden sevip vazgeçmek gibi bir kifayettir!
eliiiif, miiiim ve eliiiif… ant olsun harflerine harekeler serpeceğim. döneceksin dönecekler döneceğim. gecikmeyen yerlerimi vurmalısın sevgilim. gecik ve ertelen sen de! vaktinde gömüleceksin ne etsen de! kalkacak dakik olanların da bir bir naaşı. kazanmak istemiyorum hayata karşı! karşılıksız çıksam, ümidim nasıl olsa korunmuştur cürmümden. beni, vur! benden, kurşunlar sapsın! bana, çarmıhta iki odun bir haç… bırakana kadar ıskalar çak! bana bir ergen ölüsü miktarınca iltimas yarat! ve bir cezme vuracak gövdemiz, çok şiddetli susarak.
beni anlama, beni anlar gibi yap! yorulmayan gövdeni, hamlar gibi yap! delik deşik hırkamı tamlar gibi yap! ölünüp de yenilen gamlar gibi yap! yağmuru yağabilen damlar gibi yap! arabi’nin yandığı şamlar gibi yap! Allah’a yenilen ramlar gibi yap! ya beni de al getir, ya bu guslü çöz, içime kırdığın camlar gibi yap!
eğdiği gövdelere rüzgar bırakan sendin. ne gövdeydin, ne eğendin, ne yeldin! güneşi mahmuzladım, gözlerine şeddeler vurdu sabah. öğlen oldu mu kalbime müracaat edebilirdin. ikindinin ortasında bana bakman için her şey hazırdı. ki akşama anca yetişirdi beni tamamen kabullenmen. ol’madın, okunmayan harflerimi yok saydın hep. sesin kısaldı, boğuldun mahreçlerde… aramızda erken sonlandı hep cümleler!
işte bir kurdun boğazına oturmuş ötür. birazdan gemiler kopacak beni bir tufana götür. birazdan asalar yağacak nehirlerin Musa’sına. ve döşümü firavun’un sevdiği bir kerem ovuşturur. kapıları dövmekten hiç evde yoktum. bulunmadım, çünkü muttasıl arıyordum. bir şeylere yetişemiyor olmanın uykusunu alıyordum. sevgilim, bu kahpe düzene bir saat kurmalıyım. seni çok seviyorum, nereye başvurmalıyım?
kenti yıldıran bir orman sırrı bahşet bu çölden. gerdiğim yay, oklar vurur sonsuzu. yerdiğim yar, yoklar durur o’nsuzu. seni sevmem hala öldürmediyse seni… dönerken… beni de getir yanında!
Alper Gencer
İzdiham

Yarın Güzeldir
Hangi mevsimdeyiz böyle
Paletimde renkler kaskatı
Oysa durmadan boyamalıyım hiç durmadan
Renklerini yitirmiş hayatı
Mevsimlerden keder mi söyle
Dinle! ruhumun yatışmasını bekleyemem,
Gitmeliyim ve giderken
Bakmamalıyım gözlerine hayat denen fakirin.
Su içtiğim ellerden
Bana bir pişmanlık gelsin istemem.
Dinle! hatırladıkça üzüyor beni
Geri çekilirken yaktığım rüyâ
Mevsimlerden keder mi söyle,
Ne giysem yakışmıyor uçurumlardan başka
Dağıtamıyor hiçbir güneş ruhumdaki sisi
Ve ben hâlâ yarın güzeldir diyorum
Kalmasa da albenisi.
İbrahim Tenekeci
Tanrım
şu ırmağın aynısından bende var
uzak şehirler çeker de beni
ben beni kandıramam
canıma dadanan acı
okşar beni eliyle
aldırmam
ve derim ki
tanrım
kör bir çocuk rüyasında ne görür
bildiği ne var ki
karanlıktan başka
İbrahim Tenekeci

Endülüste Raks
Zil, şal ve gül.Bu bahçede raksın bütün hızı…
Şevk akşamında endülüs üç defa kırmızı…
Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir
İspanya neş’esiyle bu akşam bu zildedir.
Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle saçılış, örtünüşleri…
Her rengi istemez ,gözümüz şimdi aldadır.
İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır
.
Alnında halka halkadır aşüfte kakülü
Göğsünde yosma gırnatanın en güzel gülü..
Altın kadeh her elde,güneş her gönüldedir
İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir.
Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi…
Gül tenli, kor dudaklı,kömür gözlü sürmeli,
Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kereöpmeli.
Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle
Her kalbi dolduran zile, her sineden “Ole!”
Yahya Kemal Beyatlı
-Arif Çağlar için-
Yort Savul
1. Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız
2. Harbi karşılık verecek ama herkes
Göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:
3. Bir, Yeryüzüne nasıl dağılmıştır
Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?
4. İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha
Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?
5. Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır
Nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz?
6. Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk
7. Çocuklar! İle bile muhbirler! Ve bütün ahali!
Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız
8. Kurşunkalemle de olabilir
Yort Savul!
(Yort Savul)
ece ayhan
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı,
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür.
Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
– Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
– Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek
ece ayhan
sen türkü yak ben mermi
gökten zembille inen sadece aşktır
ve ölüm daha şık durur bronz bir tende
her daim sıfır kilometre bir gün var önümüzde
gir ve ortalığı karıştır.
ah diyorum, ahı bilir misin sen
dünya dedikleri gömgök bir yatır
nereden bilmiş beni, röntgeni icat eden
otuz yıl yaşadım elde var sıfır.
git ve körünü öldür, bitsin artık nazları
şoförlerin kurşunlaması gibi birtakım tabelaları
iştah kabartan ne varsa işte onları
vurmak, her insana yakışır.
dünya küçük demişlerdi, nerdesin
kuyruğunu bırakması gibi bir kentenkelenin
kim böyle orta yerde bırakır
ve yazmaz birkaç satır.
bana günahtır,
nereye gidersem orası senin yurdun
çünkü aklımdan çıkmıyorsun
ibrahim tenekeci

HEYKEL
Gözüm gitti de
Heykelin önündeki ere
Düşündüm
Neden başkent
Yalnız cenaze törenlerinde
İnsana verilir
Neden ülkemde
Kahramanlar
Hep dargındırlar
Neden tarihe değil de
Coğrafyaya geçenler
önemli
Neden
Kunduracının ağzındaki çivi
Değil ahi mavisi
Ve neden
Kimse
Pencereden bakmıyor?
Cemal SÜREYYA

Alper Gencer’in Dergah Dergisi’nde yayınlanan şiiri. Sene 2007!
katilin dönmesi gibi olay mahalline
günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere
aynı delikten en az iki kez ısırıldım
Rabbim, Mümin ne büyük kelime!
ey kovmayan kapı! ey büyük mükerrer!
bu hicap kokuları hatalarımdan geliyor
işte yine aynı yol, yine aynı adres
yanıldığım yerin biraz ötesinde
ezbere bildiğim dua,
terk ettiğim mukaddes
seni eksik seviyorsam tamamlarsın değil mi?
senin affın yeniden başlamaya çilingir!
geceye az evvel dolunaydan inmişsin
korkmayayım değil mi, bu karanlık alengir!
bu kıyafet cümbüşünde ellerimi bırakma
aczimi aynama yapıştır, dursun
bu bana verdiğin kadarıyla sevda
aşk olup içimdeki zemheriyle kudursun
Alper Gencer
Değil kardeşim, dal yeşil değil, gök mavi değil
Bilsen! Ben hangi alemdeyim sen hangi alemde
Aklından geçermi dersin aklımdan geçen şeyler?
Sanmam, yıldız ve rüzgar payımız müsavi değil
Sen kendi gecende gidersin ben kendi gecemde
Vaz geç kardeşim ayrıdır bindiğimiz gemiler
Cahit Sıtkı TARANCI
DOST
-Cahit Sıtkı’ya-
İnan kardeşim inan
Gök mavidir, dal yeşil
Aynı hava ozmozunda nefeslerimiz
Gökyüzünü yıldız yıldız
Dilim dilim bölüşürüz yeryüzünü.
Payına düşen dertler payıma düşer
Sen benim günümdesin
Ben senin gecende
Bir ucu sende denizin
Bir ucu bende
İnan kardeşim inan
Aynı suda yüzer bindiğimiz gemiler.
CAHİT IRGAT

Zil Şal ve Döl
‘ve damarımda akan toprak’
bir sırrı vaktinden önce saklayıvermişim
cümle coğrafya ve dahi dağları sıkıntı basmış.
ben artık sürekli hançerlenirim
iki tiren öpüştü mü kondüktör yanar?
ah sen bana bakma tiyatrolarımı taşra tertibler
benim anlattıklarımla biraz heterodoks kaçabilir sevgilim
yani hükmetsene aksine ki, bir bin yıl sırtımızda
paklanmayacak
ve allah’ın isa isminde bir sevgilisi yok!
evet bugünlerde biraz siyaset ehli çocuklar olduk
mesela bundan böyle senin adın petrus olsun sevgilim
ki bir ağaca teşekkür etmek için davranıyorum da bazen
oluk oluk pantalonlar devriliyor kanatlarıma…
ve şimdi ben sevgilim
sana beyaz renginde değişik çoraplar temizliyorum
ağlayarak.
ve lâl ve gül ve döl,’ve damarımdan akan toprak’
ve sonra eczama saplanan o tersinden lunapark
o kült, o hırkalar…
ah nasıl lezzetli asalar birikiyor kirpiklerimde
ve kooperatifler boyu gül koklayan beynelmilel varakalar!
gidişini başka türlü açıklayamıyorum…
(Ah Muhsin ÜNLÜ)

Benim Şairim Ölme
kan
bir insan kanı ise kanımıza karışır şiirle
kanayıp duran bir yaradan akarak
bak anlatıyorum
Cansever’in adını yılda iki kez duyarsın
birincisi sabah erkenden
hızla açılan bir kapıdan süzülen gölge gibi “yerçekimli karanfil”
ikincisi aynı günün akşamında
“Edip Cansever’in ikinci yenideki yeri…” falan fıstık konuşurlar
Zarifoğlu’nu ise her gün anarlar
eğer haziran başıysa
ve güneş geç batıyorsa
ama ağza alınmaz kanserli bir saç teli
çıkaran şairler mısralarından
kanser şair mısraları
mısraları şairin kanser
her kanser şairdir mısraları
her mısra kanserdir şaire
en güzel mısraıdır şairin kanser.
A. Cahit Zarifoğlu (01.07.1940-07.06.1987)
Zeynep ARKAN
BEŞİKTEN MEZARA KADAR
Seni istikbâl için önce gelmek cihâna,,
Ve başkasından almak sonra geliş müjdeni.
Bir nefes dinlemeden yıllarca koşmak sana,
Aramak her tarafta… Bulmamak asla seni.Suda, rüzgarda,kuşta senin sedânı duyup
Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak.
Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup
Hasretin azâbına ermek için uyanmak.
Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü,
Boyamak gözlerini bir siyah, bir maviye.
Tek seni hayal için süzerek batan günü,
Gece mehtâba dalmak, sen de dalmışsın diye.
Seni anlatmak üzre yazıp her gün bir gazel
Geçirmek ömrü yalnız sana dair eserle.
Saçlarını çözerek hulya dizinde, tel tel,
Bugün güllerle örmek, yarın menekşelerle…
Tesâdüf ümidinin bittiği müthiş anda
Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü:
Seni istikbâl için artık öbür cihânda,
Dosta el sallar gibi, davet etmek ölümü.
Farık Nafiz ÇAMLIBEL
ŞİRK EDENLER İÇİN TÖVBE EUZUBİLLAH!
ben
Alper GENCER
Düş ve Dua
uçurumları kıyı sanarak
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak
kaf dağına gitmek istedim ırmak inadıyla yürüdüm uzaklara
bir derviş olup yürüdüm uzaklara
Kutsal Sözler Panayırı’na sığınıp
ipeksi bir sessizliğe büründüm:
bir hayat,mahçup ve duru
Tanrım,gülleri
ve sessiz harfleri koru.
ÇARMIHA GERİLİŞ’TEN AYRINTI
Annemi özledim. Özlemi anniyorum. Anlıyorum. Zenit bana ne söylediydi, hatırlanamıyor. Kurumlar ve kuramlar beni anneme üzüyor. Bende şiir yazabilme kaabiliyeti varmış, öyle söylüyorlar. Ne dediğimi bilmemek istiyorum. Hakkımı aramamak istiyorum. Boş başıma dolaşmak istiyorum. Sosyalleşmek istememek gibi bir hak tanınmak istendiriliyorduğum. Sahipsizim. Sonra sokokta dolaşırken her şeyi rasyonalize etmek durumunda kalıyorum. Bazı kediler rasyonalize olmak istemiyorlar. Annem rasyonel ne demek, ağlamıyor. Kendimi bana bırakmak istiyorum. Annemi özlediğim için kızlardan uzak duruyorum. Kızlar bana yaklaşmakda zorluk çekiyorlar. Köfteci de öyle. O da bana yaklaşmakda zorluk çekiyor. Canım akşamları daha çok sıkılıyor. Annem daha çok. Akşamları hava siyah oluyor. Havaya bakıyorum. Hava bana bakıyor. Bana salık verilecek sevgiliyi doğrudan reddetmek durumundayım. Kızlar bana önem vermemek konusunda tutarlılar. Köfteci de öyle. O da bana önem vermemek konusunda tutarlı. Annemi özleyince, annem yok ya hani, böylece Hayati’ye bakıp, Hayati’ye bakıyorum işte. Yani şey oluyor. Hayati benim hayatımda etkili bir yere sahipmiş ben de hani Hayati’ye bakıyorum ya, hah, işte Hayati’nin yani şey.
Sonra dışarı bakanca bir küçük irrasyonel kedi görüyorum. Kedi bana aç aç bakıyor, ben ona artık annemi özlediğim için konuşmakmak istemediğimi ancak rasyonel anne kedisiyle gidip gitmesini işte istedim. Kedi bana bakıp gitti. Ben gece korkunca istemediğim kitaplar okuyup anlamadığım annelere saygı duyuyorum. Ataya saygı hamurumun içinde varmış. Benim hamurum orda. Annem beni sevip özler. Ben de böylece yalnızken annemi düşünüp irrasyonel kedi gibi annemin peşinden gidemem. Sonra annemi de rasyo… Neyse…
(Onur ÜNLÜ)
Zehirli gaz bombaları
Yılan gibi sokmuş, yalamış gövdelerini
Ağızları, küçücük dilleri yanmış
Bütün Beyrut sapsarı kalmış
Sanki ağlamak imkansız
Başları
Paletlerle ezilmiş babaları,
Yahudi doğramış analarını,
Binlerce çocuk topların, betonların altında.Beyrut’un gözyaşları şimdi,
Kudüs’ün yanıbaşında,
Müslümanlarsa uzakta,
Sanki başka,
Gelinmez bir dünyada.Acın, bir vadi,
Zehirli çiçekler, bir ova gibi karşımda.Gözüm baksın sadece,
Ayrıntıları,
Kıvrılıp kırılmış bilekleri,
Kemikten yakılmış etleri,
Kuma serilmiş cesetleri,
Büyük ajansların yaydığı resimleri,
Bir seyirci gibi görsün dursun,
Bir kadın gibi ağlasın..Beyrut yengeç kıskacında,
Çoğu müslüman kafir yanında,
Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin.Sen Filistin, hokkaları doldur kanla,
Şairler eğer ahın varken
Uzanırlarsa tomurcuklara güllere
Herbiri kanlı bir ateş gibi korku
Bir azar, bir şamar olsun.Filistin, sen işine bak, kar toprağını,
Yoğur gazabını Yaradanın..Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde?
Çam ormanlarının salınışında,
Kuşların cıvıldayışında,
Otların serin tenlerinde.
Eğer varsan bakıp görmeye
Şeffaf perdenin az ötesini,
Bir ateş bulutu var en bildik yerde,
En emin yerde.Ve bak, asıl ölen yaylalar, villalar, tok karınlar
Hissiz dudaklar, gayretsiz kalpler,
Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar.Farzet körsün, olabilir,
Elele tut,
Taş al ve at,
Kafiri bulur.Hani ceylanların,
Hani cihat marşın?Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın?
En arka safta bile kalmadın,
Cengi attın, dünyaya daldın,
Tezeğe konan sinekler gibi.Dönüyor burgaç,
Dünya üstten, yanlardan daralıyor.
Ovalardan,
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi,
Bir gün ister istemez,
Karşısında olacaksın kaçtıklarının.Dua et,
O gün henüz mahşer olmasın…* * *
Cahit Zarifoğlu (1940 – 1987)

AYRILIK SEVDAYA DAHİL
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın
rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız
(Attila İLHAN)
bir yudumda içilir akşam ezanı
sezer yolunu bir dua iç denizlerde:
‘kabul et lütfen ilk oruçlar hatrına’
bir yudumda içilir akşam ezanı
hilal göründü, kara göründü, kurtulduk
ilk orucuyla süsleniyor kızım aynada
bir ümmet anlaşıyor ışık hızıyla
hilal göründü, kara göründü, kurtulduk
ekmek sıcak, Allah güzel, sen iyi
bu marşla aksın e-beş trafiği
eve erken gelen babanın yuva yapar yüzüne
ekmek sıcak, Allah güzel, sen iyi
(Ahmet Murat-Bir Şair Bisikletle)
Haluk Bilginer-“Güneşin Oğlu” filminden
Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.
İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci…
Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen
(Ülkü Tamer)
“Az önce başlıkta bahsettiğim sıkıntı isimli şiirim” isimli şiirim.
Gece olmazsa iyi de
Olursa fena
Olmazsa çok iyi
Gündüz neyse hadi, iyi
Çok değil ama
Geceye göre daha iyi
Gece fena
Olmazsa iyi
Bakalım, hayırlısı
Görücez artık
Gitme demiyorum, hobi olarak gene git
Biraz dolaş, hava al, hava ver, ekonomiye can ver
Köpeğini gezdir mesela, parklar hepimizin
Elimde senedin var sen kaybedersin
Kutuna gidebilirsin yahut sinemaya
Hava güzel olacakmış yarın şemsiyeni alma
Sen yokken ben biraz uyurum, elma soyarım
Çıkmışken ceketimi de terziye verirsin
Gitme demiyorum, hobi olarak gene git
Saçlarını boyat, ne bileyim balyaj yaptır
Sahafları dolaş mesela, ucuz oluyormuş
Elimde elinin izi var, yıkarım görürsün bak
Suyuma gidebilirsin yahut yoğurt almaya
Hava sıcak olacakmış yarın öğlene kalma
Sen yokken ben biraz özlerim, çekirdek yerim
Çıkmışken raketimi de servise verirsin
Gitme demiyorum sevgilim, hobi olarak gene git
Hatta Ayı Yogi olarak git, KOBi olarak git mesela, kredi al
Yüzde on büyü, değişiklik olsun
Gitme yani
Bak, hobi lazımsa ben olurum hobi
Gitme
Bir daha söylemiycem
(Deli Defteri Aylık Mizah Edebiyatı Dergisi’nin 23. sayısında (Ekim 2010) Hayri Vaka takma adıyla yayımlanmıştır. )
“Afili Filintalar”ın şeysinden kopi peyst ettim.
(Bkz: Bahadır Cüneyt Yalçın)
Dengeler Adına (Hakan Albayrak’ın Kendi Sesinden)
Yaşasın Konfederasyon
Yaşasın kamçılar ve köleler
çünkü siyahları sevsem de
LINCOLN’in bir yalancı olduğunu biliyorum
dengeler adına vuruldu kim vurulduysa
çiftçiler, Marlyn Monreo, Bağdat
dengeler adına bırakıldım kendimle başbaşa burada, şehremini’de ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak
kimim ben nereden gelip nereye gidiyorum bunun ne önemi var Mossad besliyor kafka’yı ZEN’i Amerika finanse ediyor
çünkü hepimizi uyuşturup ortadoğu’yu ateşe vermek istiyorlar ikilem, üçlem ve dörtlemler alternatif çöplüğüne döndü üçüncü dünyanın beyinleri
‘Hiç Akletmez misiniz? ‘
‘Hayır etmeyiz…’
felsefenin soysuz çarkına teslim ederiz ayetleri
öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi eylemide aldı içine ve ateşler içinde,
Bağdat’ın orta yerinde çırılçıplak kaldık işte
dengeler adına silahsız dengeler adına şahsiyetsiz miskin, geveze, entellektüel
dengeler adına vurmadı bizi kim vuramadıysa dengeler adına şair yaptılar bizi…
Hatırlat da Haziran’ın Sonlarında Çocukluğumu Yakalım
Sen beni öpersen belki de ben Fransız olurum
Şehre inerim bir sinema yağmura çalar
Otomobil icad olunur, Zarifoğlu ölür
Dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-Senegalliler dahil değil
Sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
Çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
O vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-Yoksa seni rahatsız mı ettim?
Sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
Ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
Elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
Elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-Freud diye bir şey yoktur.
Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
Bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
Yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-Haydi iç de çay koyayım.
Bir ki deneme
zar tutuyorsun ey hayat bu kaçıncı sevgili
yanlış ata oynamışım gözlerim öyle dedi
pır pır diye ses çıkardı yürürken yüreğimden
denizleri sulardım tozmasın diye deniz
sporu çok severdim çiçeğe yem vermeyi
kuşlara binerdim ve kaçardım basından
bak buraya yazıyorum diye milyar kelimeyi
ziyan eden de bendim hem de hiç sıkılmadan.
güzeldim de galiba bunu nasıl söylesem:
eline sağlık Tanrım leyla çok güzel olmuş
Tanrım eline sağlık dünya da güzel olmuş
keşke biraz ölmesem.
İbrahim TENEKECİ
Kral Pornografik!
İlke’ye, Funda’ya, Onur’a…
yalanım yok dünyada en çok sana hiddetlendim
çünkü sevdim
çok sevdim buna inandırdım imamı
Allah ve şahitler huzurunda sevgilim
belediye ikimizi topluma inandırdı
çoğu zaman bir öpücük kâfi mutabakattır
öyleyse attığımız imzaya ne gerek vardı
aşkımız hukuki bir gerekçeyle vurulmuştur
o imza devleti üstümüze bulaştırdı
ben seninle müşterek bir dert içindeyim
bizi yakan ateşe odun toplar gibiyiz
ben sana emir üzre esasen rezerveyim
seni türkçe düşünerek seviyorum sevgilim
anlıyorum ve derdimi anlatacak miktarda
seseni kekeleyebibiliyorumm
öyle çok kuş vurduk ki öyle çok havada
vurulacak kuşu dalından tanıyoruz
bak bu senden yaptığım uçurtmayla sevgilim
göğe kurşun sıkmayı artık yasaklıyorum
iç içe iki bozkır susuzluktan kudurmuş
bir seyyar pilavcı, bir zabıta ve köpek
çok şiddetli şeyler oluyor aramızda
seni bazen parçalara ayırmak istiyorum
sevgilim seninle pilav yemek istiyorum
kuş yerine bir zabıta vurabiliriz
bu tüm pilavcıları çok sevindirir
zabıta düşer yere köpek koşup getirir
çünkü bir zabıtayı öldürmek
seninle pilav yemek için hukuki bir gerekçedir!
yalanım yok dünyada en çok sana hiddetlendim
çünkü sevdim
çok sevdim buna inandırdım imamı
imamı inandırdım seni de inandırırım
bana empati yapma al götür bütün mal senin
beni anlaman ilişkiyi rasyonelleştirir
bir anlamı ortasından bölmek sevgilim
eve geç döneceğinin aleni bir resmidir
kör olsam ne yazar, parmak uçlarımla
sana dokunmam seni alfabeleştirir
bize bir muallâk bul gizem beslemeliyiz
kafesin kilidini bu gece indir
bırak kaçsın rahatımız hayvan gibidir
çok yıprandık daha da yıpranacağız
çünkü süratli bu mesafesizlik
fecaatle yorucu bir mesaidir
yorulmamız bu açıdan bizi meşrulaştırır
bu elimizdeki sermayedir üstelik
konformizm insanı gayrimeşrulaştırır
bu beni yanlış yerde aradığını gösterir
bana kuduz bir toplum çok yerimden yeltenmiştir
çocuk yaşta vazgeçtim insana aşılanmaktan
ben seni ısırırsam bil ki af dileyeceğim
sen benim dişlerime çok aldırma ne olur
ben onları bu yaşlara gelmek için sivrilttim
anlaşamıyoruz gibi duruyor ya o ceket
tam o sıra geçiyorum bütün üşümelerimden
tam o sıra bilesin bütün gücümle
titreyerek geçmiyorum, geçmiyorumdur senden
ben çok ceket yaktım ısınmak için
manyağın tekiyim manyağın tekisin manyağın teki!
manyak mıyız neyiz bildiğin mücevher elimizdeki!?
haritasız bir definecinin gömüyü bulmasından daha zorlu bir iştir
iki insanın birbirini diğer bütün haritalardan silebilmesi
şimdi unuttuğumuz bir rüyadan uyandık
şimdi düşman belliyoruz bu yüzden uykuları
şimdi bütün görüntüler acayip karıncalı
şimdi karım olarak sonsuza dek kalmalısın
beni zor bellemen senin kolay olmandan değildir
aslında ben çekilecek bir adam da değilimdir
yol üstünde aksamak güzergâhın şerrinden değildir
soyunmuş bir kral artık kral değildir
rüyayla düpedüz dalaşıyor gerçeklik
biz dünyayı rüyamızla donatalım sevgilim
gerçek dediğin devlet kadar puşt bir yalancıdır
seni benden ayıran her şey yalancıdır
görünen görenin körlüğüyle müttefik
kral çıplak değil,
kral pornografik!
Alper Gencer
Ekim 2010
Üsküdar
| Mektup işte yine günün belini kırıyor akşam ve sen kırlara benzersin günün bu saati |
çıkarmamışsan çiçekli elbiseni.
I
hatırla ve sıkı tut:
korkardın küçükken
serçe parmağın uçacak diye elinden.
diğer çocuklara benzerdim bense
benzemesi gibi, bir çinlinin diğerine.
II
şaşkınım, şehir açmıyor beni
ve namım yürümüyor burada
çünkü tuhaf burada her şey;
denizi sel basıyor hayret
hayret şehir sığmıyor taksiye
ve terör estiriyor rüzgar
kaldırıyor dağın eteklerini bile.
ve burada sensiz bahar
hem yatalak hem öpmeden geçiyor
bir jeton
yanağıma getiriyor da yanağını
kokunu rüzgara salsan
bana getirmiyor.
III
yoksun ya
güvercin avlıyor avluda kedi
kızlar gülüşüyor bahçede
gül üşüyor –gül üşür-
yoksun ya, bezden anne
yapıyor öksüz
öpmek için kendisine. İbrahim Tenekeci
Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan rabbin adıylabaşlayan adamlarız anna.
büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.
piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında.
işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
insaf et anna!
gidelim buradan.
senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
ölelim diyecektim az kalsın. ölmeyelim. hiç ölmeyelim anna.
sarılalım diyecektim az kalsın. içimden böyle şeyler de geçiyor işte. sarılalım, dudakların…
tamam sustum.
gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. şiir kalsın istersen, sadece otursak. oturmasan da olur benimle,sadece ellerimi tut. ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak.
yüzüme bak ama anna, yüzüme bak. gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
gözlerim biraz karanlık. içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler,sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.gözlerim biraz yorgun. içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…
bekleyişler anna. köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba,babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.
hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. ama geçecek hepsi, geçecek. şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
gözlerimin içine bakmaktan korkma anna.
sen adımını attığın andan itibaren hira dinginliğine dönüşecek ortalık.
tarik tufan
Bu şiiri sesli dinlemek için burdan buyrun(Sessiz dinlenmez zaten) :
Anna-Dinle

Alengirli Şiir..
Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
Parlıamanet’i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..
Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık.
Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması
Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
Hepsi ağzıma sıçtı..
(Ali Lidar)
Şizoşems
öyle zamanlar tehlikelidir şemsettin
ya gel cebime saklan ya bırak şapkana saklanayım
kim vurduya gider insan fırsat yok ki kendimi savunup aklanayım
bir ara sende biliyorum kedilerden korkuyordun
çünkü kendini işkembe zannediyordun
böyle bir şey bende atlattım
iskemle sandım kendimi bi süre
üzerime oturacaklar diye korkulardaydım
ama sonra yırttım şemsettin
kendime telkinler yaptım “sen iskemle değilsin” diye diye
inandırdım kendimi , sana hak vermiyor değilim ama şemsettin zaman kötü
aslında ne sen ne ben ikimizde deli falan değiliz herkes oynatmış
sadece senle ben normaliz
ama şemsettin laf aramızda
laf aramızda…
laf aramızda…
şemsettin laf aramızda kaldı çıkamıyor kendini ifade edemiyor bir türlü…
ama çok dikkatli olalım şemsettin
sende farkettin zaman kötü en iyisi biz işi deliliğe vuralım
sen kedilerden kork işkembesin diye,
ben insanlardan korkayım iskemleyim diye,
ve iskemle üzerinde işkembe,çarşamba,perşembe
gün say şemsettin gün say…
çünkü nasıl olsa bir gün gelip bizi alacaklar
bu işten yırtmak için saat numarası yapalım
sen yelkovan ol ben yengeç
soranlara tek cevap verelim “vakit çok geç”
vakit çok geç
vakit çok geç şemsettin geldiler…
ferhâaad
he’nin iki gözü iki çeşme
âaahhh
dağın içinde ne var ki
güm güm öter
ya senin içinde ne var
ferhâaad
ejderha bakışlı he’nin
iki gözü iki çeşme
ve ayaklar altında yamyassı
kasrında şirin de böyle ağlıyor
ferhâaad
(Asaf Halet Çelebi)
–RESULULLAHLA BENİM ARAMDAKİ FARKLAR-
Resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
Resulullah yolda Ebu Bekir’i görse ‘Es Selamu Aleyküm Ya Sıddık’ derdi,
ben yolda Ebu Bekir’i görsem tanımam.
Resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
Ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
Resulullah Azrail’i yolda görse tanırdı;
ben Azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.
Resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey Allah’ın Resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?
Resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘Kızım ha gayret!’;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘Anneciğim ölmesen…’
Ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘Anneciğim seni ben…’;
Annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.
Resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.
Ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
Anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…
Resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.
Annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
Olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
Verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
Resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
Nasıl olsa Resulullah da ölü annem de ölü.
(Ah Muhsin Ünlü)
İsmail Kılıçarslan’ın sesinden
Tekfur’un Kızı
ben seni alamam ah holofira
azığım tam takır bineğim nalsız
bir bende geçerim kalacağım yok
dostlarım bivefa düşmanım yalsız
kolum halat değil bakracımda kum
ben seni alamam ah holofira
sade yoksulluktan yokluktan değil
eline kir olsun elli üç lira
amma ki alamam
bir uzak sevi gelmişte çökmüş taunlar gibi
ben seni alamam ah holofira
geç git hiç bakmadan eylenme emi
pusatları parlak bimbaş istesin
seni ulak elçi naim-i kral
ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat
gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl
ben seni alamam ah holofira
baban kafirine kılıç üşürsem
hemde gece bassam iti uykulu
şöyle ya allah’la bohçanı dürsem
amma ki alamam
yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır
koşumun gıcırdar ölmek dilerim
bağrım kaynıyordur yüklerim ağır
sen bir düş imişsin kuşluk çağında
soluma tükürdüm rabbim gafurdur
bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta
kavuşan kısmısı ancak gavurdur.
(Süleyman Çobanoğlu)
allah’ım kaderimde anarşi ve protesto
antidepresanlar ve içi boş bir gardırop
ne de çok yer kaplıyor mesela al pacino
yardımın gerekiyor kadıköy’deyim stop.
allah’ım kaderim bu sentimental ambargo:
alternatif referans potansiyel salvo yok,
sadece klostrofobi, hicran türbülans ve şok;
cariyeler çekilmiş yeraltına cumburlop.
allah’ım kaderimi sen yazdın sen bilirsin
kalbim oyuncak mı ne, ne kolay kırılıyor?
“deplasmandır bu dünya” diyor albino şeyhim
plasebo yutturuyor bana depresif doktor.
allah’ım kaderimden şikayetçi değilim
aksine bahtiyarım evrende bana da rol
verdiğin için şahsen, allah’ım bizler senin
falsolu kullarınız, n’olur bizden razı ol.
(Murat Menteş)
























Merhaba, blok sayfanı çok beğendim..Cidden çok hoş..Ve şahsen sizin meslektaşım olduğunuzu bilmiyordum; şimdi fark ettim ve sevindim..
Selam ve dua ile..
Be-âmân-ı Huda
Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim.
Muhabbet baki olsun
Selamlar
loool!! this is a cool idea! 😦
Thank you, but why ” 😦 “
this post should anyone print out and installed on every theatre in the city
Merhaba,
Hayran kaldım.
Selametle…